Kemeraltı’na gitmiş oradan dönüyordum. Bornova istasyonunda metrodan inip otobüs durağına yöneldim. 267 nolu Mevlana Mahallesi otobüsü durakta bekliyordu ama henüz kapısı açık değildi. Belli ki hareket saati daha gelmemişti. Ön kapıdan başlayıp arkaya doğru uzanan bir kuyruk vardı. Ben de kuyruğun en arkasına geçip şoförün kapıyı açmasını beklemeye başladım.



Bu sırada kuyruk da yavaş yavaş uzuyordu. Bu hat eşimin işine giderken kullandığı hattı. Sık sık bu yolculuklar esnasında yaşadığı sıkıntılardan bahseder, belediye otobüslerinin bir bayan için çok uygun olmadığını, saygısızlık, sıra kapma, kaynak yapma, yaşlılara yer vermeme gibi birçok konuda tartışmalar hatta kavgalar yaşandığından bahsederdi.



Birkaç dakika sonra belediye otobüsünün şoförü geldi. Ön kapıyı açtı ve yolcular teker teker binmeye başladılar. Otobüslerde her zaman önce ikili koltukların cam tarafları dolar, ardından da koridor tarafları. Ben de kendime arkalarda, cam kenarında boş bir yer buldum. Biraz sonra da her zamanki gibi koridor tarafları dolmaya başladı.



Kuyruk hala bitmemişti. Vakit mesai çıkışı olduğu için çok kalabalık vardı ve herkes bir an önce evine ulaşmak derdindeydi.



Koridor taraflarında sadece iki kişilik boş yer kalmıştı. Benim yanım ve arkamdaki yaşlı adamın yanı. Son olarak otobüse iki genç kız daha bindi. Boş yer var mı diye bakındılar. Bu esnada ben ani bir kararla yerimden kalkıp arkamdaki koltukta tek oturan yaşlı amcanın yanına geçtim. Böylece benim biraz önce oturmakta olduğum ikili koltuk boşaldı. Genç kızlar ikisi birlikte boşalan yere oturdular.



Kızlar yerlerine geçince yanına oturduğum yaşlı adam gülümseyerek bana döndü:



-“Sizi tebrik ediyorum genç arkadaşım. Biraz önceki davranışınız tam da bir beyefendiye yakışır bir davranıştı.” dedi.



Yaşlı adamla ineceğim durağa gelene kadar sohbet ettik. Özellikle insanların birbirlerine karşı saygısız ve bencil tutumlarından yana çok dertliydi.



Eskiden insanların böyle olmadığını, bayanlara, yaşlılara hatta çocuklara bile insanların yer verdiğini, uzun uzun anlattı.



O kendi devrinin hatıralarını anlatıp o günleri özlemle yâd ederken, ben ise suçlanan yeni kuşağın bir ferdi olarak mahcup bir şekilde onu dinliyordum…